2014/01/07

SIN'in Yeni Bestesi! - 空蒼ランデヴー [Konami / GITADORA Original Soundtrack]

İyi akşamlaar!

Güzel haberlerle karşınızdayım bu akşam :3 Birileri bir şeyler yapmaya karar vermiş sonunda...
Kimden mi bahsediyorum?
Tabii ki Shin'den!

Çok fazla çalıştığından beri -en azından öyle söylüyordu ama inanmak biraz zordu- onun hakkında pek bir bilgi alamıyorduk. Ama son zamanlarda çalıştığı şey üzerinde bir kaç bilgi almayı başarabildik.
Konami tarafından piyasaya sürülen GITADORA'nın ikinci sezonundaki albümünde bestecilerden biri olmaya karar vermiş Shin-san.
Aslında haberi sitesinde yayınlanmadı ama, biz fanlar ne güne duruyoruz değil mi? x3

---
Başlık: 空蒼ランデヴー(Long Version)
Albüm: GITADORA Original Soundtracks 2nd Season
Sanatçı: SIN (ex. Kagrra,)
Beste / Düzenleme / Gitar: SIN
Sözler: Fumihiro Marushita
Vokal: Ruka☆Soganoi

Şarkının uzun ve kısa olarak iki versiyonu var. Uzun versiyon her zaman daha iyidir diyerek videosunu düzenledim ve yükledim.


Kagrra,'dan sonra bütün üyeler olmasa da bazı üyelerin kendi yolunda gittiklerini görmek güzel. Shin'in ve Nao'nun bestelerini daha fazla duymak isteriz. Umarım en kısa sürede beraber çalışmaya başlarlar.

Shin bu güzel bestesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kagrra,'dan farklı, değişik olmuş diye düşündünüz mü?

Her ne kadar bir cevap alamayacağımı bilsem de, soruyorum :/

2013/12/07

Onkai Isshi Mimibukuro: 18. O-Bon Patlıcanı / 18. O-Bon Eggplant

O-Bon Patlıcanı

Bir ilkokul öğrencisi olduğum zamanlardan kalma bir hikaye.

Ellerimde sayısız siğil vardı. Onları sıkıyordum, ve sürekli sıkmaya devam ettim. Bir doktora danıştım, öngördükleri sıvı nitrojen hiçbir etkiye sahip değildi. Yine de haftada bir gün oraya gitmeye devam ettim. Ancak bir ilkokul öğrencisi olarak vakitlerim dolu dolu geçmiyordu ama liseye geçtiğim zaman görünüşüm canımı sıkmaya başladı ve farkına bile varmadan o siğiller benim için büyük bir sorun haline gelmişti.

Bir yaz gününde, büyükannem aniden şöyle dedi: Bu siğilleri bir O-bon patlıcanıyla ovabilir ve sonra onu hiç kimsenin göremeyeceği bir yere saklayabilirim, tabii ki de iyileşmek istiyordum. Her yolu deneyecektim, bu yüzden büyükannemin sözlerine karşı hiçbir sorum yoktu, böylece O-bon başladı, yemek çubuklarımla bir patlıcanı aldım ve hızlıca iki elime de sürttüm, ve sonra onu çitle çevrilmiş saklı bir alandaki fidanların altına gizlice gömdüm.

Ardından ne kadar zaman geçmişti acaba? Bir gün, o patlıcanı gömdüğümü tamamen unuttuğumda, aniden fark ettim ki siğiller ben onları düşünmüyorken yok olup gitmişlerdi. Bunu büyükanneme söylemeye gittiğimde ki gülümseyen yüzünü hala hatırlıyorum.


<Koç'un Tefekkürü>
Bu hikaye bir kocakarı ilacından çok bir "büyü" gibi, ama iyi bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Böyle bir şey söylemek... bu hikayelere bu şekilde bir "açıklama" getiren ne tür bir Koçum ben? Bunun sorulması ihtimali düşük, ama kesinlikle, "Kouchuu" da bile onun güzel bir hikaye olduğu yazmıştım, yani her şeyi hesaba katarsak ben sorumsuz bir koç oluyorum. Hayaletli bir hikayeden çok, senin korkun ve gizemliliğin çok güzel ifade edilmiş. Bu şartlar altında Koç'un açıklaması önemsiz kalıyor. Bunun yanı sıra, Isshi, eğer okuyucular bu kitabın hepsini okursa, ikimizin de ne tür insanlar olduğumuzu anlayacaklarını düşünüyorum.


English:

A story from when I was a grade school student.

There were countless warts on both of my hands. I could crush them, and I kept crushing them again and again. I consulted a doctor and the liquid nitrogen they prescribed wasn't having any effect, but I kept going there one day a week. Nevertheless, my time as a grade school student wasn't good, but when I became a junior high student I started to be bothered by my appearance so before I knew it, those warts became a big trouble.

In the summer of one year, my grandma suddenly said this: I could scrub the warts with an O-bon eggplant, then bury it in a field where nobody would see it, and surely I would be cured. I felt like I was grasping for straws so I had no questions about my grandma's words, so once O-bon begun I took an eggplant in my chopsticks and quickly scrubbed it onto both of my hands, then I secretly buried it beneath some saplings that fenced in the hidden field.

How much time passed after that? One day, when I had completely forgotten that I'd buried the eggplant, I suddenly noticed that the warts had cleared up when it wasn't on my mind. I still remember my grandma's smiling face, when I went to happily report it to her.

<Coach's Contemplation>
This story is more like a "magic spell" than a folk remedy, but I think it's a good story. To say such a thing... what kind of Coach am I to have that kind of "description" for these stories? It's unlikely to be asked, but certainly, even in "Kouchuu" I wrote that it's a good story, so all in all I'm an irresponsible coach. More than being a spooky story, your scariness and mysteriousness were expressed well. So in these circumstances, the coach's description is trivial. Besides, Isshi, I think that if the readers read all of this book, they'll understand what kind of people the two of us are.

2013/11/15

Onkai Isshi Mimibukuro: 17. Gergedan Böceği / 17. Rhinoceros Beetle

Gergedan Böceği

Bir ilkokulu öğrencisi olduğum zamanlardan kalma bir hikaye.

Yaz zamanı arkadaşım Ka-chan ile birlikte ormanın ortasındaki ırmak kenarında gergedan böceği ya da onun büyüklüğünde böcekler aramaya gitmiştik. Kırsal alanlarda bu tür böcekler fazlasıyla varmış gibi görünüyordu fakat aslında o kadar da çok değillerdi. İkimiz etrafta dolaşıp oraya buraya bakındık ama sadece ağustosböcekleri ve bokböcekleri vardı. Amaçladığımız türden bir şey bulamamıştık.

Daha fazla araştıramadan eve geri döndük. Bu konuyu öğretmenlerimizle de tartıştık ve böceklerin yağlı ağaçların üzerlerinde  daha çok toplaştığını öğrendik. Pekala!! O ağaçlarda mutlaka bir iki gergedan böceği olmalıydı!! O bölgeye gittiğimizde sayamayacağımız kadar fazla çeşit görmüştük ve ağaçtan çıktıkları yeri baltaladık. Bununla ilgili içimizde hala kötü bir his vardı... ama buna rağmen bir gergedan böceği ya da onun kadar büyük bir böcek bulabilmek için sabırla bekledik. O an birden bire karmakarışık bir şeylerle birbirine girmiş küçük bir yaratığın olduğunu farkettik.

"Hey, Ka-chan şu böcek de ne?" diye sordum.
Ka-chan bir süre bakındı ve böceği gördüğü an aniden "Gyaa!" diye çığlık atıp geriye düştü.
"Ne? Nedir o?" diye sordum yine. Ve Ka-chan titreyerek cevap verdi. "Ona yakından bak! O gergedan böceğinin kafası yok!!"
"Neyden bahsediyor bu ya?" diye düşündüm ve baktığımda hayvanın boynunun başladığı yerden garip bir sıvının dışarı çıktığını gördüm. Altı bacağını birden ağacın gövdesi üzerinde hareket ettiriyordu.

Böcek çok geçmeden hareket etmeyi kesmişti ama o görüntü aklıma kazınmıştı ve hiçbir zaman beni terketmedi...

<Koçun Şüpheciliği>
...Hmmm. İçinde onunla ilgili kötü bir his olduğu için bunun korkunç olduğunu düşündün ama bu bir hayalet hikayesinin korkunçluğundan farklı değil değil mi? ...Şey, eğer Isshi bunun korkunç olduğunu düşünüyorsa o zaman bu da Isshi'nin hayalet hikayelerinin özüdür. Ben özellikle "garip bir sıvının dışarıya çıktığı" bölümünü sevdim. Ama yine de... bu korkunçuk biraz kurnazcaydı!!


English:

Rhinoceros Beetle

A story from when I was a grade school student.

During summer break, I went to the riverside in the woods with my friend Ka-chan, to catch rhinoceros beetles and stag beetles. It seemed that rural areas were buzzing with so many of these insects, but in reality there weren't any at all. Two of us walked around, searching here and there, but while there were cicadas and scarabs, we didn't find any of the ones we had intended to.

After we couldn't search any longer, we went home. Two of us discussed it with our teachers, and discovered that insects swarm around a particularly fat tree. All right!! Surely, there'd be one or two rhinoceros beetles inside of it!! When we went to see, there were so many kinds of insects we couldn't count, around the sap seeping out from the tree. We still had a bad feeling about it... even so, we patiently searched to see if we wouldn't find a rhinoceros beetle or stag beetle in there. Somehow, we noticed one small creature mingling with the strange things.

"Hey? Ka-chan, what's this bug?" I asked.
Ka-chan stared for a little while, and when he saw that bug he suddenly let out a scream of "Gyaa!!" and stumbled backward.
"What? What is it?!" I asked him again, and Ka-chan was quivering as he said "Look at it closely! That rhinoceros beetle, it has no head!!"
'What is he talking about?' I thought, as I looked, and there was a strange liquid oozing out from the base of its neck as it moved its six legs around in the sap.

The insect stopped moving soon after, but that image is burned into my mind and will never leave...

<Coach's Skepticism>
...Hmmm. Surely since you had a bad feeling about it, you thought it was scary, but isn't it different from the scariness of a ghost story? ...Well, if Isshi thinks that it's scary, then that's the essence of Isshi's ghost story. Personally, I like the part "there was a strange liquid oozing out". However... this scariness is a little cunning!!

Onkai Isshi Mimibukuro: 16. Doldurulmuş Hayvan / 16. Stuffed Animal

Doldurulmuş Hayvan

Bir yakınımın hikayesi.

Ailemiz birkaç nesildir çiftçiydi ama boş zamanlarında avcılık da yaparlardı. Dağlarda avladıkları hayvanların etlerini yerler ve geriye doldurmak için derileri kalırdı.

Bir gün büyük erkek kuzenimle takılmak için onlarda kalmaya gittim. Bütün gün top yakalamaca ve saklanbaç oynadık, akşam yemeğinden sonra da banyolarımızı yapıp uyku zamanı gelince futonlarımıza uzandık.
"Hey? Sana çok havalı bir şey göstermemi ister misin?" dedi kuzenim.
"Evet. Görmek isterim!!" diye cevap verdim hemen. O da "Biraz daha bekle o zaman." dedi ve birlikte futonlarımızda kıvrılıp boş boş konuştuk.

"Bir saat geçmedi mi daha?" diye sordu kuzenim. Ben de "Zamanı geldi mi?" dedim beni odadan çıkarırken. Arka kapıdan gizlice sızdık ve yan taraftaki bağımsız odaya yaklaştık.
"Hey, bu ne böyle?" diye sordum sesimi alçaltarak.
"Shhh, sessiz ol..."
Beni duyup duymadığını bilmiyordum ama gözlerimin içine bakıyordu. O gözlere derince baktım ve kulaklarımı duymaya zorladım. Odadan garip gıcırtılı bir ses geliyordu.
"...Bu ses de ne?" diye sordum çekinerek.
Kuzenim cevap verdi.
"Bu odada bir sürü doldurulmuş hayvan var ve gece olduğu zaman hepsi ulumaya başlıyorlar!"
"Nasıl?"
"İçeri girelim mi?" diye teklif etti kuzenim yüzünde sinsi bir gülümsemeyle. Ama ben korkmuştum ve oradan tek başıma koşup gittim. Büyük annemin futonuna sızıp titreyerek uyuyakalmıştım.

O zamandan sonra, yirmi yıldan fazla süre geçti. Büyük kuzenimle yeniden buluştuğumda bu konu hakkında konuşmak mümkün olmamıştı.

<Koçun Tutkusu>
Bu harika bir deneyim Isshi... Aslında bence bu da harika bir hikaye. Yazış stilin ve sen-varilik harika yansıtılmış. Bu yüzden incelemesi biraz zor.


English:

Stuffed Animal

A relative's story.

Our household were farmers for many generations but in their spare time they also did some hunting. They ate the meat of the animals they hunted in the mountains, and stuffed the skin that was left behind.

One day, I went to stay and hang out with an older male cousin. During the day we played catch ball and hide-and-seek, and after dinner we took a bath and laid out the futon as it was time to go to sleep.
"Hey? Want me to show you something cool?" my cousin said.
"Yes. I wanna see!!" I replied immediately, and he said "Well, wait a little longer," and we crept into the futons and chatted idly.

"Has one hour passed yet?" my cousin asked. I said "Is it time now?" as he lead me out of the room. We secretly left through the back door and headed to the detached room.
"Hey, what is this?" I asked, lowering my voice.
"Shh, be quiet..."
Whether or not he heard me, he gazed into my eyes. I looked deep into those eyes and strained my ears, and from that room there was some kind of noisy squealing sound.
"...What's this noise?" I asked timidly.
My cousin replied, "In that room there are many stuffed animals, and when night falls they start howling!"
"How?"
"Shall we go inside?" my cousin offered, with a mischievous smiling face, but it was too scary, and I ran away from that place alone. I slipped into our grandma's futon as I was, and fell asleep shivering.

More than 20 years have passed since then, and though I've met with my older cousin, it isn't possible to talk about it.

<Coach's Passion>
That's a great experience, Isshi... Actually, I think it's a good story too. The writing style and the you-ness are portrayed well, so it's difficult to revise it.

Onkai Isshi Mimibukuro: 15. Başucunda / 15. At The Bedside

Başucunda

Büyük abimin bir hikayesi. (Senpai*)

Bir kaç yıl önce, abim kız arkadaşından ayrılacakmış gibi gözüküyordu, ama bu sakin bir ayrılık değildi bu yüzden abim bunun hakkında endişheliydi.

Bir gece, tam uyuyacakken, birden birisinin onu izlediğini hissetti.
...Hm? ...ne?... Bunun hakkında kötü hisleri oluşmuştu.
Ürkekçe gözlerini açtı, ve orta yaşlarda bir adam kıvrılmış kollarıyla başucunda dikiliyordu.
O da kim? Onu hatırlamıştı... Kesinlikle...
Bu eski kız arkadaşının babasıydı. Onu sadece fotoğraflarda görmüştü, ama çok iyi hatırlıyordu. Aniden ayağa kalktı, kalbi şiddetle çarpıyordu.

"Bunu bir düşün, onun babası bir kaç yıl önce öldü, değil mi..." bana böyle söyledi.
Bunu düşündüğümde, diğer gün abim eski kız arkadaşının babasının mezarını ziyarete gitti.

Onunla beraber gittiğim zaman, babasının mezarının nerde olduğunu söylediği yere vardığımızda, hemen mezarını temizledik ve beraber ellerimizi dua etmek için birleştirdik.
"Biz gerçekten çok üzgünüz. Ve, tekrar geleceğiz."
O sırada, mezarın çevresindeki tahta levhalar gevşedi ve olması gerektiği yerden dağıldı.
"Huh? Buralarda başıboş dolaşan bir köpek ya da bir kedi mi var?" dedi abim, ve mezartaşının arka tarafına baktığında gözleri ölüm tarihine kaydı. Üzerinde aynı günün bir kaç yıl öncesi yazılıydı.


<Koç'un Disiplini>
...Her şeyden önce, başlık aykırı Isshi. Çünkü bu bir uykunun ya da rüya içeriğinin bir hikayesi değil, değil mi? Ve dahası, eğer bu, bu dünyada gerçekleşiyorsa insanlar hikayedeki "başucunda dikiliyordu" cümlesini okuduğunda, başlıktaki gibi "rüyalarının tekinin içindeki başucunda"yı algılayamayacaklar. Ama, düzeltmeler ve yeniden gözden geçirmelerde bir limit olduğu için, eğer bunu bu şekilde bırakırsan, kollarını kıvırıp bakan babasının belirmesinin ardından ne oldu? Arkadaşının kalbi şiddetle çarptığı için onun tam anlamıyla yok olmadığını düşünüyorum... Ama gözüken bu gariplik tam olarak toparlanmamış.

Çevirmen Notu: "Büyük abi (Senpai)" olarak seslendiği kişi, ailesinin içinden bir akrabası değil. Bir iş arkadaşı ya da abisi olarak gördüğü birisi.


English:

At The Bedside

A story of my older brother (senpai).

A few years ago, my older brother broke up with the girlfriend he was seeing at the time, but it seemed that it wasn't a peaceful breakup and he was anxious about it.

One night, when he was about to go to sleep, he suddenly felt someone's gaze.
...Hm? ...what?... He had a bad feeling about it.
He timidly opened his eyes, and standing at the bedside was a middle-aged man glaring with his arms folded.
Who? He recognized him... Surely...
It was his ex-girlfriend's father. He had only ever seen him in pictures, but he memorized them well. Suddenly he got up, his heart throbbing violently.

'Come to think of it, her father had died several years ago, hadn't he...' He'd told me. Thinking of that, the next day hmy older brother went to visit his ex-girlfriend's father's grave.

When we arrived at what he told me was her father's grave the time I went together with him, we immediately cleaned it and put our hands together in prayer.
"We're terribly sorry. And we'll come again."
At that time, the wooden tablets around the grave had been loosened up and strewn about out of order.
"Huh? Is there a stray dog or cat here too?" my older brother said, and when he looked behind the gravestone his eyes fell on the date of death. There had been inscribed the same day a few years ago.

<Coach's Discipline>
...First of all, the title is interfering, Isshi. Because this isn't a story of sleeping or inside a dream, right? And so, if it occurs in this world when people read "standing at the bedside" in the story, they don't get "at the bedside where one dreams" like the title. But since there's a limit on corrections and revisions, if you left it as it is, what happened after the father appeared folding his arms and glaring? I think that surely he didn't just disappear because your friend's heart was beating violently... But the strangeness that is shown isn't accurately tidied up.

Onkai Isshi Mimibukuro: 14. Geri Dönüş / 14. Returning

Geri Dönüş

İnanılmaz bir tesadüfün hikayesi.

R-san bir spor ayakkabı koleksiyoncusu. Bu sene 35'ine basıyor, ama gençliğinden bu yana sıklıkla "değerli şeyler" diye bahsettiği spor ayakkabılarını biriktiriyor. Aslen Shikoku doğumlu, liseyi bitirir bitirmez içindeki hırsı tutup başkente taşındı, ama sadece ailesinin izni ve part-time işinden gelen küpelerle yaşayamadı. Bu yüzden güçsüz düştü ve yaşamak için spor ayakkabılarını satmak zorunda kaldı.

Zamanında gerçekten büyük bir miktar paraya ihtiyaç duymuştu, ve o zamanlar muazzam popüler olan bir üreticiden aldığı değerli spor ayakkabılarını satmıştı. Ama R-san o eşyayı aldığında onlara karşı olağanüstü duygusal bir bağlılık hissetmişti. Problemden fedakarlık yaparak kurtulamazdı, bu yüzden hiç tereddüt etmeden ayakkabılarını sattı. Bir gün onları yeniden satın alacaktı bu yüzden ayakkabının tabanına hiç unutamayacağı bir çizik attı. Ve bunu yaptıktan sonra tüccara geri verdi.

Daha sonra o spor ayakkabıları tüccarla yüzleşirken hep tezgahta durmuştu. O zamanlar o tür spor ayakkabıları değeri göz ardı edilmeksizin popülerliğin zirvesindeydi. Onları derhal satmak zorunda kaldı. O günden sonra ayakkabılar asla ona geri dönmedi.

10 yıl kadar sonra, R-san'ın rüyası gerçek oldu, memleketine dönüp aile işlerine yardım için gitti.

Bir gün kendini birden bire online açık arttırmaya bakarken bulmuştu.  O gün elden çıkardığı ayakkabılarla aynı boy ve tipte olan bir çift ayakkabıya denk gelmişti. Fiyatı oldukça uygundu, bu yüzden hemen onları aldı. Paket ulaşıp, onu açtığında, onları dikkatlice içinden çıkardı. Bir antika kadar güzellerdi, ve ne kadar kirli yada kırışık olduğuna bakmadı bile. Ayakkabılardan birini giyer giymez on yıl önce çizdiği çizgi aklına gelmişti.

O olabilir mi? diye düşündü ve tabanını kıvırıp baktığında, soluk ama şüphesiz onun yaptığı çiziği görmüştü. Gerçekten de on yıl geçmiş ve ayakkabılar gerçek sahibine geri dönmüştü.

"Bu olamaz~ Bu dünyadaki en mucizevi şey!" dedi R-san hoşnut bir ifadeyle spor ayakkabılarını bana gösterirken.


<Koçun Eğlencesi>
Isshi... "R-san" yazmana rağmen, garip ama bu seninle alakalı olabilir. Ya da benimle... Çünkü sen ve ben otaku koleksiyoncularız, bu tür duyguları anlıyorsun değil mi? Bu tutkulu biriktirme ruhuna sahip olan birinin garip tesadüflerle karşılaşması gibi. Yüreksiz şeylerin seninle şans eseri tanışmak istemesi gibi... Bende 30 yıl geçtikten sonra içi doldurulmuş hayvan youkai'si "Kudan"la tekrar karşılaştım...
Ve sonra sen benimle tanıştın.


English:

Returning

A story of a miraculous coincidence.

R-san is a collector of sneakers. He turns 35 this year, but from the time he was a teenager he has been collecting sneakers which are commonly called 'rare goods'. Originally born in Shikoku, just as he graduated high school he held that ambition and moved to the capital, but he couldn't live off only the allowance from his parents and the earnings from his part-time job, so he became restless and had to sell his sneakers to live.

Once he needed quite a large sum of money, and sold his rare sneakers from a maker that was tremendously popular at that time, but R-san had purchased those goods and had an extraordinary emotional attachment to them. He couldn't get rid of the problem without making a sacrifice, and resolutely sold the sneakers. At once time he'd buy them back again, so he drew a mark he would never forget on the other side of the insoles and only then did he bring them to the merchant.

After that, standing at the counter, those sneakers were on his mind as he was facing the merchant. At that time the sneakers were at the peak of their popularity, so regardless of the value of the sneakers that even nowadays would be unimaginable, he had to sell them immediately. After all, they would never return to him.

Then, about ten years later. R-san's dream came true, he returned to his hometown to help out with the family business.

Once, when he suddenly found himself peeking at an online auction, he came across a pair of sneakers of the same size and type as the ones he parted with that day. The price was reasonable, so he instantly bought them. When he unpacked them from the parcel they arrived in, he seemed to handle them carefully, for they were as lovely as an antique, and he didn't think much of the dirtiness or the wrinkles. As soon as he put one foot inside, he remembered the mark he drew ten years before.

Could it be? he thought, and when he folded down the insole, it had become very faint but there was no doubt at all, there was the mark he had made. Indeed, ten years had passed and those sneakers had come back to their original owner.

"No way~ This is the most miraculous thing in the world!" R-san said as he delightfully showed those sneakers to me.

<Coach's Joy>
Isshi... Although you wrote 'R-san' it's strange but, this could possibly be about you. Or me... Because you and I are otaku collectors, you understand these feelings right? It's like, a person with the soul of a passionate collector sometimes meets with a lot of strange coincidences. It's as if the heartless things have a wish to want to meet with us by chance... I've also encountered a stuffed animal of the youkai "Kudan" after thirty years passed...
And you met me...